KENDİLİK PSİKOLOJİSİ VE FRANCHES HA FİLMİ

Frances Ha, Greta Gerwig kalemiyle yazılan, Noah Baumbach yönetmenliği ile çekilen komedi/dram türü bir filmdir. Filmin başrolünde Frances isimli 27 yaşında genç bir kadın vardır. Film, Frances’in en yakın arkadaşı Sophie ile olan ilişkisiyle başlar. Ancak ardından Sophie’nin Frances’i “terk etmesi” ile Frances derin bir boşluğa düşer. Depresif bir dönem geçiren Frances, film boyunca “kendiliğini” arar. Frances Ha, sinema dünyasında çeşitli yönleriyle oldukça önemli bir film olarak görülür. Bu yazıda, temelde ruhsal bir büyüme hikayesinin anlatıldığı bu filmin psikolojik analizini yapacağım. Özellikle kendilik psikolojisi, bu analizde yolumu aydınlatan bakış açısı sunacak.

Kohut’un Kendilik Psikolojisi kuramına göre, ruhsal yapının en önünde “kendilik” bulunur. Bireyler doğumlarından itibaren bu kendiliklerini oluşturmaya başlarlar. Ancak yaşamın ilk yıllarında çocuklar, kendiliklerini inşa etmek için başka bir nesneye ihtiyaç duyarlar. Bu nesne ilk bakım veren kişidir (annedir). Annenin bebeğine bakışı, dokunuşu, kendi gözünden bebeğini algılaması, ona yönelik duyguları, vb. bebeğin kendilik nesnesi işlevi olarak var olur. Bebek böylece “kendini” annesinin gözüyle var eder. Lacan’ın da ayna işlevi adını verdiği kavram, Kohut’la kesişir. Temelde psikodinamik yaklaşımlarda bu tür ilişkisel alanlar öne çıkar ve kendilik/benlik gelişiminde nesne ilişkisi, köklü bir referans oluşturur.

Filmde ise Frances’in Sophie ile olan yakın ilişkisi dikkat çeker. Öyle ki, her ikisi de farklı kişilerle ilişki yaşamalarına karşın, bu ilişkileri bir türlü sürdüremezler. Özellikle filmin başında Frances’in Sophie’den ayrılmamak için sevgilisinden ayrılması göze çarpar. Burada Sophie, Frances için bir “kendilik nesnesi işlevi” görmektedir. Sophie’nin Franches’i “gören”, varlığını onaylayan, başkalarının absürt olarak gördüğü davranışlarını absürt görmeyen, onu kendisine “gösteren” bir işlevi vardır.

Bununla birlikte bu ilişki biçimi, Kohut’un çocuklukta normal narsisizm olarak adlandırdığı “büyüklenmeci kendilik” kavramı ile de uyuşmaktadır. Franches, hayattaki tüm zorlukları halledebileceğine, çok yetenekli ve ünlü bir dansçı olacağına, zengin bir hayat süreceğine, pahalı bir muhitte oturacağına, vs. dair büyüklenmeci fantezilere sahiptir. Sophie’den bu tür hayallerini ve fantezilerini defalarca anlatmasını isteyerek bu inancını pekiştirir. Yalnızca Sophie’nin gözünden ve Sophie’yle var olan mükemmel, büyük bir dünyaya sahiptir. Sophie’nin kendine ait başka bir hayat kurması ve hayatına başka insanları almasıyla Franches’in dünyası yıkılır. Hayran olduğu, idealleştirdiği, ondan başkasının olmadığını zannettiği “idealleştirilmiş ebeveyn imagosu” gerçeklikle yüzleşmiştir. Artık onu aynalayan, kendini kendine gösteren bir kendilik nesnesi işlevi yoktur. Bu ani değişiklikle dağılan benlik, çeşitli eyleme vurma davranışlarıyla oradan oraya savrulur.

İdealize ettiği bu nesneyle bütünleşmesi Franches’in çocuksu benliği ile ilişkilidir. Nesnesini yitiren benlik, kendini herhangi bir yere ait hissetmez. Boşlukta, çaresiz ve kimsesiz kalmıştır. Beslendiği kaynağın artık onu doyurmaması, hatta onun yerine başkalarını doyurması Frances’te haset duygusunu uyandırır. Bu saldırgan dürtü, hem Sophie’yi hem de sahip olduğu diğer arkadaşlarını kötüleyerek kendini gösterir. Ne de olsa idealizasyonun diğer ucunda nesnesini aşağılayan bir devalüasyon vardır.

İdealleştirilmiş nesneyle bütünleşme, çocuksu bir büyüklenmecilik ve teşhircilik doğursa da, idealleştirilmiş nesnenin kaybı da kendiliğin olgunlaşmasına giden yolu açar. Tıpkı çocuğun annesine tümüyle sahip olamayacağını anladığında, istediği her şeyi istediği zaman elde edemeyeceğini anladığında yaşadığı kırılma gibi, Franches de büyük bir kırılma yaşar. Ancak bu kırılma, gerçek dünyayla yüzleştiren ve büyümeye ve gelişmeye götüren bir kırılmadır. Franches, bundan sonra hayata dair tutkusunu, hırslarını ve idealleri aktif edebilmiş ve bir hedef ve değer bütünü oluşturabilmiştir. Bu Kohut’un iki kutuplu kendilik dediği kavramdır. Kendiliğin bir ucunda kendi biricikliği bulunur. Kendini mükemmel ve vazgeçilmez zanneden kendilik parçasını ifade eder. Diğer tarafında ise bu biricikliği atfettiği üst bir yapı bulunur. Franches’in dansçılığa dair büyüklenmeci fantezileri ve çalıştığı kuruma yönelik idealleştirilmiş inancı buna örnektir. Franches’in idealleştirdiği yerde, idealleştirdiği aktivitelerde reddedilmesi başka kırılmalara da sebep olur. Kendiliğin bu iki kutbu arasındaki gerilim ise, Franches’in temeldeki yeteneğini ve becerilerini harekete geçirir. Böylece tutkusunu kanalize edeceği alanı bulur ve hayat boyu sürecek yaşam enerjisini elde eder. Başka bir deyişle Franches, onu hüsrana uğratmayan veya daha az hüsrana uğratan yeni bir kendilik nesnesine geçebilmiştir.


Sümeyye Üstün
Klinik Psikolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir